2.1.12

Her İnsan Kendi Yalnızlığında Güzeldir

Çok bir şey istemiyorum hayattan. 
Denize yakın, denizi güzel gören, tren istasyonu kıyısında ahşap bir ev. Çatı katı olanlarından. 
Tren geçse ve ben vakitlerini daha bilmediğimden deprem oluyor sanıp telaşlansam bir an için. 
Hafiften bir rüzgar esse, içeride gramafonda eski 45liklerden bir parça çalarken, ben balkonda oturup kahvemi yudumlayıp, sigaramı yakarken denize dalgın. 
Güzel bir mesleğim olsa, sabahları gözümü açtığımda seve seve gidebileceğim, uğruna geceleri uyuyamayacağım bir iş. 
Bir kitaplığım olsa, ahşap evimde ahşap bir kitaplık, rafları tozlu. Yaşanmışlıkları hatırlatan okunmuş, eskimiş güzel kitaplarım. 
Yatak odamda ışıklı bir ayna olsa, assolistler gibi hissettirse kendimi bana. Geçip karşına tarasam saçlarımı uzun uzun, kalktığımda ve yatmadan hemen önce. 
Bembeyaz perdelerim olsa, büyük ahşap pencerelerim arasında efil efil uçuşan. Her şey tek kişilik gibi görünse de aslında kalabalık bir aileye ev sahipliği yapsa bu ev. 
Dostlarım gelse akşam beş çaylarına. Kurabiyeler, pastalar yapmayı öğrenip ikram etsem onların sıcak gönüllerine. 
Çatı katına, kitaplığıma sığmayan kitaplarımı koysam, raflardakilerden daha tozlu bir şekilde. Arada çıksam çatı katına, evin her yerini gramafonda çalan nağmeler doldururken, okumaya başlasam eski bir kitabı bilmem kaçıncı kez. Her zaman loş ışıklar yansa, mutlu, huzurlu ve sakin bir şekilde yaşıyormuşçasına. 
Ara sıra aşağıda ses yapan mahalleli çocukların maç oynamalarına uyansam. İzlesem bir müddet. 
Tatil günlerimde, havanın güzel olduğu yazdan kalma günlerde veya yazın balkona kursam sofrayı. Denize nazır yavaş yavaş yapsam kahvaltımı. 
Biliyorum hayallerimde ikinci bir kişiye yer yok gibi gözüküyor ama satır aralarında o kadar çok insan var ki benim unutmadığım, unutmak istemediğim. 
Ama yine de her insan kendi yalnızlığında güzel değil midir?