- Bak arkadaşım; aslında sen, kendini tarif ettiğin gibi biri değilsin. Sadece tarif ettiğin gibi biri olmak istiyorsun. Çünkü iyi olmak seni korkutuyor. Oysa sesindeki güven vericiliği fark edemiyorsun. Bir fark etsen!
Bütün insanların acısı, bir derdi vardır elbet. Bu yüzden sanıyorum susuyorsun. Ya onları anlatıp tekrar acın tazelenmesin diye ya da karşıdakine anlatıp da o kişinin de canını sıkmayasın diye. Nedeni her ne ise, bu seni soyutluyor. Aslında sen yoksun. Varsın ama tanınmıyorsun. Ben bile seni tanımıyorum.
Evet, seni biliyorum. Kim olduğunu, nerede yaşadığını, hangi gün doğduğunu ya da ne iş yaptığını biliyorum. Hatta tuttuğun takımı bile biliyorum; ama seni tanımıyorum.
Nelere gülüp nelere ağladığını bilmiyorum. Seni en çok neyin mutlu ettiğini, ne zamanlar neye sinirlendiğini, hangi yemeği çok severek yediğini bilmiyorum. Yani benim için seni tanımamda önemli olan faktörü; duygularını bilmiyorum. Bu yüzdendir ki; seni tanımıyorum.
Evet arkadaşım. Dediğim gibi; sen kendini tarif ettiğin gibi biri değilsin. Çok başkasın. Kendi duyguların bilinmesin istiyorsun, onların hiç kimse için bir anlam ifade etmediğini düşünüyorsun; ama herkesin duygularını da bilmek istiyorsun. Durum şu ki; sen insanları tanıyorsun ama kimse seni tanımıyor. Bu ürkütücü değil mi? Sonra da kendini onlara duygusuz, odun vs. şekillerde tanıtıyorsun. Ne malum?
İnsanların gözlerinin içine baktığın zaman anlarmışsın ya hani güvenli olup olmadığını ya da yalan söyleyip söylemediğini; işte ben bunu senin sesinden anlayabiliyorum. Çünkü gözlerine bakma fırsatım hiç olmadı ve sanırım da olmayacak. Ama bir insana güvenebilmek için, illa ki o insanın yanında olması gerekmiyormuş. İstediğin kadar uzakta olsun, yeter ki sesini duyabilesin. Bu seni ne kadar rahatlatıyormuş.
Yani senin anlayacağın arkadaşım; sen aslında hiç de düşündüğün kadar kötü biri değilsin. Belki benim düşündüğüm kadar iyi de değilsin.
Ama en azından duygusuz herifin teki değilsin!
6.10.11
Okumasa mıydın?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder