7.2.11

Bir zamanlar 'Eyşan' dım.

Dün yazmak istediklerimin hiç birini yazmak istemiyorum artık. Unutmadım, yazmak istemiyorum. Düşüncelere daldım yine. Canım sıkıldı biraz ama iyi de geldi. Artık eskisi gibi canımı yakmıyorlar. 'Ezel' i daha rahat izleyebiliyorum artık. Ağlamıyorum mesela.

Eyşan bana eskileri hatırlatmıyor. Ya da eskisi kadar acı vermiyor. Ağlamıyorum o yüzden. Cengiz gibi 'vay bee' ya da 'hadi bee' deyip duruyorum.
'Adamlar bu oyunu iyi oynuyor abi!' diyebiliyorum. 
Bir zamanlar ben de bu kadar iyi oynamamışım gibi.
Neyse geride kaldı o günler.
O günler...
Eyşan gibi olmak.
Anlatılmaz yaşanır derim ama kimsenin yaşamasını, birilerine bu tür şeyleri yaşatmasını da istemem.

Karamsarlığı söküp atmıştım içimden. Ta ki o tekrar bana gelene kadar. Yine de iyi durumum eskisine göre. Bence tabi. En azından artık neyin iyi neyin kötü olduğunu anlıyorum. Kötü olanı seçersem bilerek ve isteyerek seçiyorum. İstediğim zaman 'Eyşan' oluyorum. Ve en güzeli 'birileri' için değil de, 'ben' istediğim için oluyorum.
Ama ben de artık eskisi gibi değilim. Bu yenisi gibi hiç değilim. Bilemiyorum.
Yok yok. Attım ben içimden karamsarlığı. Olumsuz şeyler olmuyor değil. Bunları büyütmüyor da değilim. Hırsıma, öfkeme yenik de düşünüyorum çoğu kez. Ama karamsarlığı attım ben.

Yarın 8 şubat salı. Bana güç veren iç sesin yok oluşu. Her ne kadar yok olsa da, iç ses benim içimde kalacak ve bana güç vermeye devam edecek biliyorum. O yüzden korkmuyorum, ağlamıyorum. 

Hiç yorum yok: